1 – Kötülüklerin en kötüsü, Allahü tealaya inanmamak, ateist olmaktır. Muhammed aleyhisselama inanmamak (küfür) [Allaha düşmanlık] olur. Meleklerin, insanların ve cinnin iman etmeleri, inanmaları emir olundu. Muhammed aleyhisselamın, Allahü tealadan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalb ile inanıp, dil ile de ikrar etmeğe, söylemeğe (İman) denir. İmanın yeri (Kalp)tir. Kalp, yürek dediğimiz et parçasında bulunan bir kuvvettir. Bu kuvvete (gönül) de denir. imanı söylemeğe mani’ bulunduğu zeman, söylememek afv olur. Mesela korkutulduğu, hasta, dilsiz olduğu, söyleyecek vakit bulamadan öldüğü zaman, söylemek icab etmez. Anlamadan, taklid ederek inanmak da, iman olur. Allahü tealanın var olduğunu anlamamak, düşünmemek günah olur. Bildirilenlerden birine inanmamak, hepsine inanmamak olur. Herbirini bilmeden, hepsine inandım demek de, iman olur.İman hasıl olmak için, islamiyyetin küfr alameti dediği şeylerden sakınmak da lazımdır. İslamiyyetin ahkamından ya’ni emr ve yasaklarından birini hafîf görmek, Kur’an-ı kerim ile, melek ile, Peygamberlerden biri ile “aleyhimüssalevatü vetteslimat” alay etmek, küfr alâmetlerindendir. İnkar etmek, ya’nî işitdikten sonra inanmamak, tasdik etmemek demektir. Şübhe etmek de, inkar olur.

küfürKüfür üç nev’dir: Cehli, cühüdi [inadi] ve hükmi.
1-) Küfür olduğunu herkesin bildiği bir şeyi, işitmediği, düşünmediği için kafir olanların küfrü (Küfr-i cehli)dir. Cehl de iki dürlüdür: Birincisi basittir. Böyle kimse, cahil olduğunu bilir. Bunlarda, yanlış i’tikad olmaz. Hayvan gibidirler. Çünkü, insanı hayvandan ayıran, ilm ve idraktir. Bunlar, hayvandan da aşağıdırlar.
Çünki hayvanlar, yaratıldıkları şeyde ileridedirler. Kendilerine faideli şeyleri anlar ve onlara yaklaşırlar. Zararlı olanları da anlayıp, onlardan uzaklaşırlar. Halbuki bunlar, bilmez olduklarını bildikleri halde, bu çirkin halden uzaklaşmaz, ilme yaklaşmazlar.

[İmam-ı Rabbani “rahime-hullahü teala”, (Mektubat) kitabının birinci cildinin iki yüz elli dokuzuncu mektubunda buyuruyor ki, (Bu fakire göre, dağda yetişip, hiçbir din duymayıp, puta tapan müşrikler, ne Cennete, ne de Cehenneme girmeyeceklerdir. ahirette dirildikten sonra, hesaba çekilip, zulümleri, kabahatleri kadar, mahşer yerinde azab çekeceklerdir. Herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da, yok edileceklerdir. Bir yerde sonsuz kalmıyacaklardır. Herkesin aklı, dünya işlerinde bile, şaşırıp yanılırken, Allahü tealanın, akıları ile bulamadıkları için, kullarını ateşte sonsuz olarak yakacağını söylemek, bu fakire çok ağır gelmektedir. Küçük iken ölen kafir çocukları da, böyle yok olacaklardır.

küfürBir Peygamberin “aleyhimüssalevatü vetteslimat” vefatından sonra, çok vakit geçip, zalimler tarafından din bozularak, unutulduğu yerlerde yaşayıp, Peygamberlerden ve islamiyetten haberi olmıyan insanlar da, Cennete ve Cehenneme sokulmıyacak, böyle tekrâr yok edileceklerdir). Kafir memleketlerinde yaşayıp, islamiyyeti işitmeyenler de böyledir.]

iman edilecek şeyleri ve farzlardan, haramlardan meşhur olanları, lüzûmu kadar öğrenmek farzdır. Bunları öğrenmemek haramdır. İşitip de, öğrenmeğe ehemmiyyet vermemek küfr olur. Cehlin ilacı, çalışıp öğrenmektir. Cehlin ikincisi, (Cehl-i mürekkeb)tir. Yanlış, sapık itikad etmektir. Yunan felsefecilerinden ve müslumanlardan yetmiş iki bid’at fırkasından îmânı gidenler böyledir. Bu cehâlet, birincisinden daha fenadır. İlacı bilinemiyen bir hastalıktır. İsa aleyhisselam, (Sağırı, dilsizi tedavi ettim. Ölüyü dirilttim. Fekat, cehl-i mürekkebin ilacını bulamadım) demiştir. Çünki, böyle kimse, cehlini ilm ve kemal sanmaktadır. Cahil ve ruh hastası olduğunu bilmez ki, ilacıneı arasın! Ancak, Allahü teâlânın hidayeti ile hastalığını anlıyan, bu dertten kurtulabilir.

2-) (Küfr-i cühüdi)ye, küfr-i inadi de denir. Küfür olduğunu bilerek, inat ederek, kafir olmaktır. Kibir sebebi ile ve mala, zevke ve mevkı’ sahibi olmayı svmekden veya ayblanmakdan korkmak sebebi ile hasıl olur. Firavnın ve yoldaşlarının küfürleri böyle idi. Musa aleyhisselamın mucizelerini gördükleri halde, iman etmediler. Bizim gibi bir insana inanmayız dediler. Kendileri gibi bir insanın Peygamber olacağını kabul etmediler. Peygamber melekten olur sandılar.

Halbuki, kendileri gibi insan olan Firavna ilah dediler. Ona tapındılar. Rum İmperatörü Herakliyüs da, tahtından, saltanatından ayrılmak korkusu ile iman etmedi. Rum padişahlarına Kayser denir. Acem padişahlarına Kisra, Habeş krallarına Necaşi ve Türk sultanlarına Hakan, Kıbtı padişahlarına Firavn, Mısr sultanlarına Aziz, Himyer sultanlarına Tübba’ denirdi. Eshab-ı kiramdan Dıhye “radıyallahü teala anh”, Resülullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” islama davet eden mektubunu Medineden Şama, Herakliyüsa getirdi. Herakliyüs, bir gün evvel, Mekkeden Şâma gelmiş olan Kureyş kafirlerinin ticaret kervanının reisi, Ebu Süfyanı serayına çağırıp:

küfürMedinede birisinin peygamberlik iddi’a etdiğini işittim. Kendisi, tanınmış kimselerden midir? Yoksa, aşağı tabakadan mıdır? Ondan evvel, başkası da böyle iddi’ada bulundu mu? Dedeleri arasında, melik ve emir olanlar var mıdır. Kendisine tabi’ olanlar zengin midir, fakir ve aciz kimseler midir? Çalışmaları ilerliyor mu, geriliyor mu? Dînine girip de, sonra ayrılanlar oluyor mu? Sözünde durmadığı, yalan söylediği görüldü mü? Harblerinde gâlib midir, mağlub mudur? Ebü Süfyan bunların cevaplarını bildirince, bu sözlerinin hepsi, Onun peygamber olduğunu gösteriyor dedi. Ebu Süfyan [o zeman henüz iman etmediği için], küfründen ve hasedinden dolayı, yalan söylediği de oldu. Bir gece içinde, Mekkeden, Kudüsdeki Mescid-i aksaya götürüldüğünü söyledi, dedi. Herakliyüsün yanında olup, bunu işitenlerden biri lafa karışıp:

Ben, o gece Mescid-i aksada idim dedi. O gece gördüklerini anlattı. Ertesi gün, Herakliyüs, mektubu okuttu. Mektuba inandığını, Muhammed aleyhisselama iman etdiğini Dıhyeye bildirdi. Fakat, iman ettiğimi millete bildirmekten korkuyorum. Bu mektübu falanca rahibe götür. O, çok şey bilir. Onun da îmân edeceğini sanıyorum dedi. Rahib, Resülullahdan gelen mektubu okuyunca, hemen iman etti. Oradakilere de îmân etmelerini söyledi. Kendisini öldürdüler. Dıhye, Herakliyüsa gelip, olanları bildirdi. Böyle yapılacağını bildiğim için, iman etdiğimi kimseye söylemedim dedi. Resülullaha mektüb gönderip îmân etdiğini bildirdi. Başşehri olan Humsa gitti. Orada kendisine, bir adamından gelen mektübda, Muhammed aleyhisselamın peygamberliği ve muvaffakiyyetleri bildirildi. İleri gelenleri toplayıp, mektübu okutarak, kendisinin iman etdiğini açıkladı. Hepsi karşı çıktılar.iman etmiyeceklerini ve red ettiklerini anlayınca, onlardan özr diledi. Maksadım, dînimize olan bağlılığınızın kuvvetini anlamak idi dedi. Bu sözü işitince, hepsi kendisine secde ettiler, razı olduklarını bildirdiler. Saltanatını kaçırmamak için, küfrü imana tercih etti.

ayıplanma korkusuMüslimânlarla harb etmek için, Mûte denilen yere ordu gönderdi. Burada çok müslimân şehîd edildi. Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” Herakliyüsün mektûbu gelince, (Yalan söyliyor. Nasrânî dîninden ayrılmadı!) buyurdu. Herakliyüsa gönderilen mektûb-i nebevînin sûreti, (Buhârî)de ve (Mevâhib) ve (Berîka)da yazılıdır.

3-) Küfrün üçüncü nev’i, (Küfr-i hükmü)dir. İslamiyyetin îmansızlık alameti dediği sözleri söyliyen ve işleri yapan, kalbinde tasdık olsa ve inandığını söylese de, kâfir olur. İslâmiyyetin ta’zîmini emr etdiği şeyi tahkir etmek, kötülemek böyledir. Bunun için, Allahü tealaya layık olmıyan şey söyliyen kafir olur. Mesela, Allah, Arşdan veyâ gökden bize bakıyor demek, sen bana zulm etdiğin gibi, Allah da sana zulm ediyor demek, filan müslüman benim gözümde yehûdî gibidir demek, yalan bir söze, Allah biliyor ki, doğrudur demek ve melekleri küçültücü şeyler söylemek ve Kur’an-ı kerîmi, hatta bir harfini küçültücü söz söylemek, bir harfine bile inanmamak, çalgı çalarak Kur’an okumak, hakîkî olan Tevrata ve İncîle inanmamak, bunları kötülemek, Kur’an-ı kerîmi şaz olan harflerle okuyup Kur’an budur demek, küfür olur. Peygamberleri küçültücü şeyler söylemek, Kur’anı kerimde ismleri bildirilen yirmibeş Peygamberden “aleyhimüssalevatü vetteslîmat” birine inanmamak, meşhûr sünnetlerden birini beğenmemek, çok iyilik yapan birisi için, Peygamberden daha iyidir demek küfrdür. Peygamberler “aleyhimüssalevatü vetteslîmat” muhtac idi demek küfür olur. Çünkü, onların fakirlikleri kendi istekleri ile idi. Birisi, peygamber olduğunu söylese, buna inananlar da kâfir olur. (Kabrim ile minberim arası, Cennet bağçelerinden bir bağçedir) hadîs-i şerîfini işitince, ben minber, hasır ve kabrden başka birşey görmiyorum demek küfr olur. ahıretde olacak şeylerle alay etmek küfrdür. Kabrdeki ve kıyametdeki azablara [akla, fenne uygun değildir diyerek] inanmamak, Cennetde Allahü tealayı görmeğe inanmamak, ben Cenneti istemem, Allahı görmeği isterim demek küfr olur. İslamiyyete inanmamak alameti olan sözler, fen bilgileri, din bilgilerinden daha hayrlıdır demek, nemaz kılsam da, kılmasam da, beraberdir demek, zekat vermem demek, faiz halal olsaydı, zulm etmek halal olsaydı demek, haramdan olan malı fakîre verip sevab beklemek, fakîr, verilen paranın haram olduğunu bilerek, verene hayr düa etmek, imam-ı a’zam Ebû Hanîfenin “rahime-hullahü teala” kıyası hak değildir demek küfrdür. (Araf) sûresinin ellialtıncı ayet-i kerîmesinde mealen, (Allahü teala, rüzgarı, rahmeti olan yağmurdan önce, müjdeci gönderir. Rüzgarlar, ağır olan bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırırız. O yağmurla yerden meyveler çıkarırız.

küfürÖlüleri de mezarlarından böyle çıkaracağız) buyuruldu. Bu ayet-i kerime, kıyasın hak olduğunu isbat etmektedir. Bu ayet-i kerimede, ihtilaflı olan bir şeyi, sözbirliği ile anlaşılmış olana benzetmek bildirilmekdedir. Çünki, Allahü tealanın yağmur yağdırdığını ve yerden ot çıkardığını, hepsi biliyordu. Öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu, yer yüzünün kuruduktan sonra tekrar yeşillenmesine benzeterek isbat etmektedir.
İslam bilgilerine inanmamak, bunları ve din alimlerini aşağılamak da, küfr-i cühûdî olur.
Kafir olmağı isteyen kimse, buna niyyet etdiği anda kafir olur. Başkasının kafir olmasını istiyen kimse, küfrü beğendiği için istiyorsa, kafir olur. Kötü, zalim olduğundan, zulmünün cezasını Cehennem ateşinde çekmesi için istiyorsa, kafir olmaz. Küfre sebep olduklarını bilerek ve arzûsu ile küfr kelimelerini söyliyen kafir olur. Bilmiyerek söyliyorsa, alimlerin çoğuna göre yine kafir olur. Küfre sebeb olmıyan kelime söylemek isterken, şaşırarak, küfre sebeb olanı söylerse kafir olmaz.

küfürKüfre sebep olan bir işi, bilerek yapmak küfr olur. Bilmiyerek yapınca da küfr olur diyen alimler çoktur. Beline, zünnar denilen papas kuşağını bağlamak ve küfre mahsûs şey giymek de böyledir. [100. sahîfeye bakınız! (Nuhbe) 100. sahîfesinde diyor ki, (Küfr alameti bir şey yapan, mesela puta secde eden kafir olur)]. Bunları harbde düşmana karşı, sulhda zalime karşı, hîle olarak kullanmak küfr olmaz. Tüccarın dâr-ül-harbde de kullanması küfr olur. Bunları mizâh için, başkalarını güldürmek için, şaka için kullanmak da küfre sebeb olur. İ’tikadının doğru olması faide vermez.[1] Kafirlerin bayram günlerinde, o güne mahsûs şeylerini, onlar gibi kullanmak, bunları kafire hediyye etmek küfr olur. Müsliman olmak için, nefsin de îman etmesi lazım değildir. Nefsinden kalbine küfre sebeb olan şeyler gelen kimse, bunları söylemese, îmanının kuvvetine alamet olur. Küfre sebep olan şeyi kullanan kimseye kafir dememelidir. Bir müslimanın bir işinde veya sözünde doksan dokuz küfr ihtimali olsa, bir îmân ihtimali olsa, bu kimseye kafir denilmez. Müslimana hüsn-i zan etmek lazımdır.

Akllı, bilgili, edebiyyatcı olduğunu göstermek için veya yanındakileri hayrete düşürmek, güldürmek, sevindirmek veya alay etmek için söylenen sözlerde (küfr-i hükmî)den korkulur. Gadab, kızgınlık ve hırs ile söylenen sözler de böyledir. Bunun için insan, sözünün ve işlerinin neye varacağını düşünmelidir. Herşeyde dînini kayırmalıdır.