Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ahlakını kemale erdiren bir ihlastır.İhlas,”halas olma, kurtulma, saf ve halis olma” manasına gelir.Bir amelin sırf Allah için olması, Allah’ın rızasından başka bir kasıtla ve niyetle olmaması demektir. Kişinin, niyetiyle yalnız Allah’ın rızasını araması, kulluğunda ondan başka bir maksat gütmemesidir. İhlaslı kişi, sadece Hakkın rızasını talep eder, yaptığı işlerde, riya, gösteriş, menfaat ve şöhret beklentisine girmez.

İhlas

;
kalbin bir ameli veya halidir. Kalbin karışık düşüncelerden temizlenmesi ve onda samimi imanın kökleşmesinin neticesidir.
Müminin şeytana karşı en büyük silahıdır ihlas. İblis insanları hak yoldan saptırmak için Allah-u Zülcelal’den kıyamete kadar mühlet istemişti. O vakit şöyle diyordu:
”İblis:’Rabbim! Beni azdırmana karşılık, and olsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, onların hepsini azdırcağım, içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların hariç’ dedi.
İşte, insanın şeytana karşı tek korunağı, kalbindeki imanın samimi olması, kuvvetli olması ve Allah’tan başka bir şeyi kastetmeyecek kadar samimi olmasıdır.
Samimiyet ve ihlas, bir kişinin amel ve ahlakının som altın gibi içten dışa kadar saf olması gibidir. Samimiyetsizlik ise altın suyuna batırılmış sahte sikkeye benzer, dışı altın gibi görünür ama içi bozuktur.
İşte, samimiyetsiz insan da böyledir. insanlara karşı iyi, cömert görünür ama bir garip gelip ona tenhada halini arz etse onu katı kalplilikle başından savar. Başkalarına karşı nazik ve ince ruhlu gibi davranır, ana babasını, aile efradını incitir durur. Çünkü amel ve ahlakında samimi değildir, Allah’ın rızasını gözeterek hareket ediyor değildir.
Hz. Peygamberin ahlakı, ihlas ve samimiyet üzerine kurulmuştur. Onun her hali, onu her an görüp duran Rabbinin rızasını kastederek sergilediği bir fazilet tablosudur. Bu sebeple, o kendisini, Allah’tan başka hiç kimsenin görmediği yerde de güzel ahlakın muhafaza eder.
Dünyadan nice meşhur insanlar gelip geçmiştir ki, onların yakınlarına ve ailelerine karşı ahlakın araştırdığınız vakit kusurlu hallere rastlarsınız, çünkü kişiler evlerine girip kapılarını kapatınca halkın onları görmediği yerde gerçek huyunu ortaya koyar. İnsanlar onu görürken kibar davrananların büyük bir kısmı ailesine kaba davranır. Herkesin yanında müsamahalı olanlar, ailesini sert davranışlarıyla incitirler.
Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselamın ahlakı ise böyle değildir. Onun ahlakın ne kadar mükemmel olduğunu bize haber verenler, en başta aile efradı ve yakınlarıdır. Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam Müslümanlara de böyle olmalarına emretmiştir:
”En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, ben aileme karşı en hayırlı olanınızım” buyurmuştur.

Allah Resulü aleyhissalatu vesselamın himayesinde büyümüş olan Hind. b. Ebi Hale şöyle der:” Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem yumuşak huyluydu, sert yapılı değildi. Hiç kimseye hakaret edilmesine dayanamazdı. Küçük şeylere bile memnuniyetini gösterir, teşekkür ederdi. Hiçbir şeye kötü demezdi. Önüne ne tür yemek gelirse yer, şöyle böyle demezdi. Eğer biri Allah’ın emrine aykırı hareket ederse öfkelenir, ilahi emri savunurdu. Fakat kendi şahsi meselesi için hiçbir zaman öfkelenmez ve hiç kimseden intikam almazdı.
Onun yanında uzun bir müddet kalıp hizmet etmiş olan Enes radıyallahu anhudan onun ahlakını öğreniyoruz, buyuruyor ki: ‘Üf!2’ demedi ve yaptığım bir iş için ‘Bunu neden yaptın?’ veya yapmadığım bir iş için ‘Bunu neden yapmadın?’ buyurmadı.”
Halbuki Hz. Enes Hz. Peygamberin yanına geldiğinde on yaşında bir çocuktu. Kendisinin de anlattığı bazı hataları olmuştu ama Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselem ona karşı affedici davranmıştır. Demek ki o, sadece insanlar beni iyi bilsin diye kavminin ulularına karşı iyi davranan biri değildir. Aksine, o Allah’ın rızasını arayarak garipleri ve yoksulları himaye etmiştir.
Hz. Peygamberin ahlakının ihlaslı olmasının bir başka yönü de tamamen iyilikten ve mutlak hayırdan ibaret olmasıdır. Peygamberlerden başka hiç kimsenin ahlakının tamamı hayır ve iyilik olmaz. Bazı huyları iyi olur bazı huyları ise sıkıntı verici olur. Hz. Peygamberin ahlakı ise tamamen hayırdır ve herkes için hayırdır.
Hz. Peygamberin ahlakı herkes için umumi maslahatı gözetir. Bir toplumdaki yoksul, cahil, garip, yetim gibi ihmale uğramış olanların ıslahını sağlar. bunu da imkan sahiplerinin gönüllerinde iyiliği ve merhameti harekete geçirmek suretiyle yapar.
Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselem toplumdaki hizmetkarları, yoksulları, kadınları ve gençleri kışkırtmaz; aksine, iş sahiplerini, zenginleri ve güçlüleri onlara karşı iyiliğe sevk eder. Böylece herkes için umumi iyiliğin ortaya çıkmasını sağlar. Bunun için de kalplerde samimi iyilik hislerini harekete geçirir.
Bu yüzden Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselem kalbe çok önem vermiştir. Hz. Peygamber eleyhissalatu vesselem buyuruyor ki:
“Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, yardıma muhtaç olduğu dar zamanda onu yalnız ve yardımsız bırakmaz, onu hor ve fakir görmez, buyurdu ve göğsüne işaret ederek üç defa: ‘Takva buradadır’ dedi Sonra: ‘Bir kimseye, şer olarak din kardeşini hor ve hakikatı görmesi yeter. Her Müslümanın kanı, malı ve ırzı diğer Müslümanlara haramdır.’ buyurdu”